13 Ocak 2011 Perşembe

BEYİN KUŞATMASI

Çoğu zaman anlamsız şeylerle uğraşırken buluyorum kendimi. Deliler hastanesinde ne yaptığını bilmeyen insanlar gibi.

….

Artık düşünemiyorum.

Neden?

Etrafını sarmışlar…

Neyin?

Aklımın.

Kimler?

Belirleyiciler.

Neyi?

Neyin nasıl olacağını: nasıl giyineceğimizi, ne yiyeceğimizi, ne zaman ne yapacağımızı… yani her şeyi işte.

……

İstediklerimin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını söylediler.

Ne istiyorsun?

İnsanca yaşamak. Sence çok şey mi?

….

Etrafımızda gördüğümüz her şey bize unutturmak için tasarlanmış.

Neyi?

Aslında bir rüyada olduğumuz gerçeğini. Bu kuşatmadan kurtulabilen çok az insan var.

…..

Gerçek sandığımız rüyadan uyanıp, rüya sandığımız gerçekle yüzleşme olasılığımızı en aza indirgemeye çalışıyorlar sürekli.

…..

Her gün başla tuşuna basılmış robotlar gibi sürdürüyoruz hayatımızı. Yaşam alanlarımız oldukça dar, her şey önceden hesaplanmış. Şıkları biz belirlemiyoruz. Bizim yaptığımız sadece bize dayatılan seçeneklerden birini kabul etmek.

…..

İnsanlığın içine düştüğü bu sefil durumun filmlerini de yapıp izlettirdiler bize alay edercesine. Yazık ki durumumuz Truman’dan farklı değil.

…..

Senin yerine düşünüyor, karar alıyor ve uyguluyorlar.
Aslında yaşamıyoruz, sadece yaşadığımızı zannettiriyorlar.
Kurdukları suni dünyanın labirentimsi köşelerinde tükeniyor ömrümüz.

Ne yapacaksın peki?

Rol. Oynuyor gibi, söz tutuyor gibi.

Sonra?

Sızabileceğim çatlaklar arayacağım. Geçebileceğim delikler…

Nasıl?

Posaları çıkarılmış hayatlarımızın suyunu içmek isteyenlerin boğazına kaçacak şeyler üreterek.

'Kötülük ne kadar artarsa güzeli yaratma nedeni de bir o kadar artacak. Şüphesiz daha güç olacak ama daha da gerekli.' (Andrey Tarkovsky)

Zeynep Şehidoğlu

İSTANBUL

08.12.2010

Yazının yayınlandığı Websiteye gitmek için tıklayınız...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder