12 Ocak 2011 Çarşamba

LİBERALLE TÜRBANLININ DANSI

Yıllardır çalkalayıp durduğumuz şu bol asitli, muhtevası din, dil ve ırktan oluşan tuz ruhlu farklılıklar şişesini, hazır 29 Ekim’de gelmişken artık bir kenara bıraksak, bir ilke imza atıp bayramı kutlanması gereken bir formalite olmaktan çıkarıp pratiğe döksek, şu dişleri bitmemiş bebekler gibi ağzımızda ıslatıp durduğumuz Cumhuriyeti ambalajından çıkarıp gerçekten tadına baksak olmaz mı?

Önyargılarımızla bağladığımız gözlerimizi açıp, kullanılmadığı için kireç tutmuş vurdumduymaz vicdanlarımızı göreve çağırsak!Ama ruhumuz hala daha emekleme dönemini yaşadığından, aynı zeminde bir arada bırakın ayakta olmayı tay tay bile duramıyoruz. Ellerimizdeki değnekler uzaklaştırıyor bizi birbirimizden. Sürekli bir zemin kavgası, ‘’Burası benim giremezsin, şurası bizim oturamazsın’’…

Geçtiğimiz bahar gösterime giren ama iki tarafın da az çok sinir uçlarına dokunabilmeyi başarmış olduğu için gereken ilgiyi göremeyen bir film ‘Büşra’. Bunun sebebi filmin sıradan, banal ya da ütopik olması mı? Hâlbuki ‘Yalnız Değilsiniz’ filminden beri ilk defa bir filmin başrolünde başörtülü bir kız oynuyor.

Dindar kesim yakıştıramadı kendine ‘Büşra’yı. “Bizi nasıl anlattın!” dediler. Diğer kesim başörtülü bir kızın kozmopolit, entelektüel dünyalarına girmesinden rahatsız oldu.

İki tarafta olmaz böyle şey dedi, gereksiz bir film, yanlış anlatılmış, çarpıtılmış…

Elbette filmin eksiği gediği var, fakat bu, bir ergen edasıyla filmin işaret ettiği önermeyi kurban etmemizi gerektirmezdi.

Kimse yanaşmadı sivri yanlarını törpülemeye. Görmemeyi tercih ettiler çizdikleri yüzleri.
Tıklım tıklım doluştukları sinema salonlarında anaokulu çocuklarını eğlendirecek seviyede yapılmış sinema filmleriyle yetinerek ‘İdiokrasi’ filmini anımsatan sahneler sergilediler. İnsanlığı yutmaya çalışan sistemin göbeğini kaşıdılar.

Neden?

Büşra Filmi, düzen tarafından yalnızlaştırılmış ve özlerinde yer alan benzerliklerin yakınlaştırdığı iki insanın hikâyesini anlatıyor: Liberal gazeteci Yaman ve türbanlı kız Büşra.
İnsan özünde aynıdır, bakmayın dışarıdan farklı göründüklerine diyerek ateşle barutu yan yana durdurmaya çalışmış film.

Ama ‘Aynı dünyada yaşayan farklı dünyaların insanlarıyız biz’ deyip, farklılıklarımızı besleyip obezler ordusuna çevirerek suma güreşlerine tutuşmak daha kolay geliyor tabii.

Birbirimizi anlamak adına elimize geçen fırsatların üstüne çıkıp tepinmeyi bıraksak, onlara birbirimizi anlamak adına bir şans versek olmaz mı?

Zeynep Şehidoğlu
İSTANBUL

27.10.2010

Yayınlandığı Websiteyi görmek için tıkla...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder