12 Ocak 2011 Çarşamba

ÖZÜRLÜLER!

''Sen atını kaybeden oyuncu
Bir ilkyazdan koca bir güz yontan adam
Bırak oyunu

artık
öyle bir ıssızlık düşle ki içinde
yeryüzünü kişnesin
bizim atlar''


(İlhami Çiçek-Satranç Dersleri)

Hiç gördünüz mü böyle birilerini etrafınızda?

Bu düzenin ayartamayıp saf dışı bırakarak cezalandırdığı insanları.

Baktığı her şeyde kocaman bir hüzün gören, derisi aşırı hassas, kırılgan insanları.

Bir yolun daima yokuş tarafından tırmanmayı deneyenleri.

Günlük yaşamın ademi insanlıktan çıkaran sıradanlığını kaldıramayan zayıf bünyelileri.

Omuzlarındaki hayatın yükünü sırt çantasında taşıyarak okula giden bir ilkokul çocuğunun arkasından oturup ağlayanları.

Her sabah uyandığında üstüne üstüne yürüyen dünyanın altında kalan, çılgınca dönüp duran sisteme karşı ellerinde sadece kırık dökük umutları olan, teslim olmamak için kaybedenlerden olmayı kabullenen insanları göreniniz oldu mu hiç?

Ben gördüm.

Onlar gökyüzüne baktıkları zaman yakaladıkları bir parça mavi gökyüzüyle avuturlar içlerindeki ürkek çocukları. Koyu karanlık gecelerde bir yıldız, bir parça deniz, ufak bir güneş kırıntısı, bir kuble çocuk neşesi…

Herkes gibi yürüyemez onlar aksarlar, astımlılar gibi zorlanırlar nefes alıp verirken.

Aslına bakarsanız yaşama engelli insanlardır onlar.

Ama kimselerin haberi yoktur onların silik varlıklarından.

Oysa tek başlarına hayatta kalmaları çok zordur onların. Azaları tam bir vücutları olsa da ruhen sakattırlar.

Gözleri bakar ama herkes gibi göremezler. Duyar ama herkes gibi işitemezler.

Yaşama özürlüsüdür onlar.

Korunup, gözetilmesi gerekir onların. Herkes gibi çocuk olamazlar, herkes gibi genç, herkes gibi eş, anne, baba, arkadaş, dost, kardeş, işçi, öğrenci, memur...

Çıkar ilişkilerinde son derece beceriksizdirler. Ve belki de bu yüzden herkesin bir günde aldığı yola onlar yıllarını verirler.

Sistemin bağırlarında açtığı yaralarına mezar taşlarını basarlar ve mırıldanırlar, 'bir gün nasılsa…'

Parmak uçlarıyla yaşayan körler gibi onlar da hissetmeden dokunamazlar hiçbir şeye.

Zayıf, kırılgan insanlarla iyi anlaşır, bir kalbi kırdıkları zaman parça parça olurlar.

Acıyı duyum eşikleri çok aşağılardadır onların. Herkes bir hissederse onlar on hissederler.

Dünyanın en neşeli anlarından bir hüzün abidesi yontup çıkararak dikerler meydana. Sonra da ona bakar bakar erirler.

Hiç fark edeniniz oldu mu onları?
Yaşama özürlü olmalarına rağmen herkesle aynı sahnede oynamak zorunda oldukları için azar azar yok olanları.
Zeynep Şehidoğlu

İSTANBUL 

08.11.2010

Yayınlandığı Websiteye gitmek için tıkla...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder