6 Şubat 2011 Pazar

Varolmayan Özgürlük Olan Özgürlük

>>Önce çalışmalarınının meyvasını getirsinler bana. Harmanlarının ırmağını boşaltsınlar ambarlarıma. Ambarlarını bende kursunlar. Buğdayları dövüp altın rengi kabukları çatlatırken şanıma hizmet etsinler istiyorum. Çünkü yalnızca besin işi olan emek tanrısal olur o zaman. Ağır çuvallar altında iki büklüm olanlar, bunları değirmene götürdükleri zaman, daha az acınacak durumdadırlar. Ya da undan apak olmuş, geri getirirken. Çuvalın ağırlığı bir dua gibi çoğaltır onları. Ekin demetini bir tohum şamdanı gibi taşırken, sevinçle gülerler. Çünkü bir uygarlık insanlardan istenene dayanır, onlara sağlanana değil. Elbette, daha sonra bu buğdayı almaya gelirler, onunla beslenirler. Ama insan için işin önemli yanı bu değildir. Onları yüreklerinde besleyen şey, buğdaydan aldıkları değildir. Buğdaya verdikleridir. 

>>Çünkü, bir daha söylüyorum, başkalarının şiirlerini söyleyen, başkalarının buğdayını yiyen ya da kentlerini kurmak için parayla mimarlar getirten topluluklar küçümsenecek topluluklardır. Bunlara oturganlar derim ben. Bunların çevrelerinde, bir ayla gibi, dövülen buğdaydan yükselen altın rengi tozları göremezsin.

>>Çünkü, vermeyi sürdürebilmem için, verirken almam da gerekir. Vermeyle karşılığı arasındaki değişmeyi kutsarım, yürümeyi sürdürmeyi ve daha da vermeyi bu değişme sağlar. Ve karşılık etin besinini sağlarsa, yüreği de yalnız verme besler.

.....

>>İnsan, her şeyden önce yaratan kişidir, derdi babam. Ve ancak birlikte çalışanlar kardeştir. Ve ancak rahatlığı hazırladıkları erzaklarda bulamayanlar yaşarlar.''

.....

>>Daha önce de söyledim sana. Şu yanlış yapmış yapacağını, şu doğru yapmış, böyle bölmelere aldırma hiç. İkisinin büyük iş birliği verimlidir yalnız. Ve yanlış devinim başarılı devinime hizmet eder. Ve başarılı devinim başaramamış olana birlikte izledikleri ereği gösterir. Tanrıyı bulan kişi herkes için bulur. 

.....

>>Her şeyin kusursuz olduğu bir imparatorluk yaratma. Çünkü beğeni müze bekçisinin erdemidir. Beğenisizliği horgörürsen, ne resmin ne dansın, ne sarayın, ne de bahçelerin olur. Kusursuzluğunun boşluğu yüzünden yoksun kalırsın onlardan. Her şeyin yalnızca coşkulu olduğu bir imparatorluk yarat.''

.....

>>İşte insanların büyük gizemlerinden biri, derdi babam. Özü yitirirler de yitirdiklerini bilmezler. Vahalarda biriktirdikleri şeylerin üstüne çökmüş oturganlar da bilmez bunu. Değişmeyen gereçlerde görülmez ki yitirdikleri!...

>>Yoksullaştıklarını görmezler, çünkü nesneler kullanışlarında hep aynı kalır. Ama bir elmasın kullanışı nedir? Şenlikte yeri olmadıktan sonra, bir süs eşyası nedir?

>>Kendilerini gece gündüz emziren, görünmez memeyi tanımazlar. Senden uzaklarda uyuyup bir ölü gibi kımıltısız yatan sevgili seni nasıl beslerse, senin için nesnelerin anlamını nasıl değiştirirse, imparatorluk da öylece besler çünkü yüreğini.Uzaklarda içine bile çekemeyeceğin, zayıf bir soluk vardır, ama dünya yalnızca mucizedir senin için. 

''Ama sevgilisi kendisinden uzaklaşınca umutsuzluğa düşen insanın anlaşılmaz yanı, kendisi de sevmemeye ya da imparatorluğa saygı duymamaya başlayınca, kendi yoksullaşmasının farkına bile varmamasıdır. ''Düşümdeki kadar güzel, düşümdeki kadar sevimli değildi...'' der yanlız içinden, hoşnutlukla çekip gider yoluna. Ama dünya onun için bir mucize değildir artık. Şafak da dönüşün; onun kollarında uyanışın şafağı olmaktan çıkmıştır. Gece aşkın tapınağı olmaktan çıkmıştır. Çobanın kocaman gocuğu olmaktan çıkmıştır gece, çünkü uykusunda soluk alan kadın yoktur artık. Her şey solgunlaşmıştır. Her şey katılaşmıştır. Ve yıkımı bilmeyen adam, geçmiş doluluğuna ağlamaz. Artık varolmayan özgürlük olan özgürlüğünden hoşnuttur. 

.....

''Çünkü imgeyi okumasını bilen, onu yüreğinde taşıyan kişi, ona yaşamak için memeye yapışan bir çocuk gibi bağlı olunca, benliğinin kilit taşı, anlamı, anlatımı, büyüklük olanağı, uzaklığı ve doluluğu imparatorluk olan kişi, kaynağından koptu mu bölünmüş, parçalanmış gibidir, kökleri koparılmış bir ağaç gibi soluksuz kalıp ölür. Bir daha kendine gelemez artık. Ama içinde ölen imge kendisini de öldürür de hiç acı duymaz, farkında olmadan alışır bayağılığına. 

>>İşte bunun için, insanda büyük olanı sürekli olarak uyanık tutmak, onu kendi büyüklüğüne getirmek gerekir.

Saint-Exupery, Kale


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder