23 Mayıs 2011 Pazartesi

Ellerimiz yukarda teslim olduk mutlulukla


Kaldırdık ellerimizi, verdik insanlığımızı. Baktık zor geldi, vazgeçtik doğru olduğuna inandıklarımızdan, teslim ettik sistemin eline bizi insan yapan prensipleri tek tek.

Temeli sadece kazanç üzerine kurulmuş bir dünya da ayakta durabilmek için tutunduk yasakların ellerinden gözümüzü kırpmadan.

Irk, din, dil farklılıklarımız olsa da hepimiz, artık aynı safta el bağlayıp aynı düzenin kurallarına tapıyor, üstüne bir de özgürüm damgasını vuruyoruz.

Çünkü bu dünyanın baştan çıkarıcı tadlarına daha yatkın damaklarımız, ruhumuzun çoktan lezzetini unuttuğu huzurdan.

Kandırmak en büyük meziyet, hak yemek en popüler yemek. Derken bir de bakmışız böyle de yaşanabiliyormuş hayat. Hiç durup düşünmeden, yeni doğmuş bir kedi yavrusunun göremeyen gözleri, yürüyemeyen ayakları kadar aciz kalmış, olgunlaşamamış ruhlarımızla sürünüyoruz isli ve sisli bir pazarda. Alan memnun satan memnun. Kime ne!

Artık kendini aramak değil kendini kaybetmek moda. Hatırlamak değil unutmak popüler. Düşünmek değil boşvermek başarı. Doğrular değil yanlışlar başımızın tacı, dertlerimizin tek ilacı...
Ve böylece kaybediyoruz, her dakika biraz daha yavaş atmaya başlayan yüreklerimizi suni sistemlerin emrine bağlayarak.

Ve işte alın size düzenin yoğun bakımıyla büyümüş, yaşaması en ucuz olanından taptaze mis gibi bitkisel hayatlar!

Twitter: zeynepsehidoglu



8 Mayıs 2011 Pazar

Korkma Ben Varım'ı okumasak ne olur?

Korkma Ben Varım'ı okumasak nolur? (O da ne diyenler için: Murat Menteş'in son romanı)

- Kaçırmış oluruz.

Neyi?

- Eğlenceyi, hareketli, kıpır kıpır yerinde duramayan bir olay örgüsüyle okuyucuyu daha ilk sayfalarda şapşallaştıran, zekice tasarlanmış cümlelerle insana okuduğu satırlarda çift dikiş yaptıran, saçmalarken bile aslında saçmalayanın cümle insanlık olduğunu farkettiren, hayatın acı gerçeklerini, eşşek şakası tadında okuyucunun suratına aşk eden ve böyle olduğu için de tadı damağımıza kazınacak olan bu şaheseri. (Bu arada bu kadar övdüm ama ne yayıneviyle ne de Murat Bey'le bir tanışıklığım yoktur, içiniz rahat olsun)

Tadımlık bir kaç alıntı:

Bu arada kitap 424 sayfa ve bu kısım bugün okuduğum sayfalardan:
Kitaptaki karakterlerden sadece biri olan Müntekim Gıcırbey'in sevdiği kadına mektuplardan seçmeler:

''Tüm umudumu hayırlara vesile olan aksaklıklar, 12'den vuran yanlış anlamalar ve sorunları halleden hatalara bağladım.''

''Yanlış anlamaların mikrodalga fırınında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum. Zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla.''

''İnsan 30 yıl yaşayınca dünyanın üç günlük olduğunu anlamaya başlıyor.''

''Şebnem, her zorluğun içindeki kolaylığı kara üzümün iri çekirdekleri gibi bulup çıkarabiliriz.''

''Aşk hiçbir çağda güvenli bir heyecan olmadı. Fakat aşk'ın bizi manasızlığa kelepçelemesini, aşağılayıcı bir üslupla imha etmesini göze alamıyoruz.''

''Cehennem, biliyorsun, tüm sorulara aynı cevabın verildiği, azabın kurumsallaştığı, eziyetin otomatikleştiği yerdir.''

''Bazı şeylerin anlamı ortaya çıktığında, o şeylerin kendileri çoktan yitmiş oluyor Şebnem. Biz aslında kaybettiklerimiziz. Kendisi kaybolunca anlamı parlayan şeylerle kuşatılmış durumdayız. Bu anlam birikintisi, aslında hayatla ilgisi kesilmiş olduğu için anlamsızlığa matuf.''

''Gözlerindeki ayet derinliğini, hayrına tefsir etsen ya?''

''Deli, dostunu bulamayan kimsedir. Yalnızlık, deliliğin hammaddesidir. Bir muhatap bulunca, deliliğin çemberinden çıkarız. Mesela kendimi mum sanıyor olsaydım ve biri de cereyanlar kesilince beni yaksaydı, delilikten yırtardım.
Yine de insan istiyor ki, bir kişiyle olsun bu 'kalpteki sır', daha doğrusu 'kalbin sırrı' konusunda anlaşabilsin. Birisi ''Evet'' desin, ''Seni anlıyorum. Aynı dert bende de var.''

Mektupları bitiriş cümlelerinden seçmeler:

Öpüyorum gözkapaklarını, dizkapaklarını, kalp kapakçıklarını.

Dişlerini, çillerini tek tek öpüyorum.

Mümkünse, söylediklerimi unuturken beni aklından çıkarma.
Huşuyla öpüyorum.

Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını.

***

''Yukarı bakıyorum. Boş: Kuşlar göğü terk etmiş. Onlar da bizim gibi canlarını kurtarmak için kafeslere sığınmış olmalılar.''

''Modern medeniyetin çarkları neşeli bestelerle terennüm edilen tehditler, uzmanlarca onaylanmış hurafeler ve muhkem bir taviz prosedürü sayesinde dönüyor.''

''Hayat zannettiğimizden de kolay; sadece imkansızı kabullenmeli, kaçınılmaz olandan korunmalı ve dayanılmaza katlanmalıyız.''

Bu kadar alıntı yetmez ama benim canıma yetti!