17 Şubat 2013 Pazar

AVRUPA KAYBETTİĞİNİ YANLIŞ YERDE ARIYOR!

Faslı Araplar, İspanyollar, turistler, kiliseler, havralar, yıkık dökük camiiler, terk edilmiş kervansaraylar, tepeler, dar sokaklar, sardunyalar, nehir, kuşların şarkıları, El-Hamra Sarayı, Arap dükkânları, evlerin arasından uzunca boylarını çıkarıp etrafı kolaçan eden palmiye ağaçları… Neden mi bahsediyorum? Endülüs efsanesinden geriye kalanlardan…

Camlarından sardunyaların fışkırdığı, içleri dışlarından harika, küçük iki katlı, gözleri cumbalı Arap evlerinin hala üzerlerinden silinmemiş dinginliği ve avlularında akmaya devam eden mütevazı havuzların şırıltısı sarıp sarmalıyor ruhunu insanın.

Sonra bir seher vakti Arap çarşısındaki o tarihi dükkânlardan kulağıma çalınan Kur’an seslerinin bir tutam Endülüs serperek yayılışı Gırnata sokaklarına.

El-Hamra’nın karşı tepesine kurulmuş Camiinin avlusuna oturup, elimde arap şerbeti, yudumladım güneş batarken doyumu imkânsız, o düşsel zamanların hikâyesini mırıldanan Sarayı. Hala görevini yerine getirmeye çalışarak nöbet tutan Al-Cazab kalesinin asker bakışları altında.

Aklımda en çok kalan sarayın dantel gibi işlenmiş mermerlerine kazınmış ‘Ve la galibe İllallah’ yazısı. Baktıkça yıldızları anımsatan geniş alınlı sedef kakmalı tavanları, her avlu da salına salına akan havuzları…

Endülüs, unutulmuş, sadece bazı bölümleri akılda kalmış masallar gibi şimdi, öyle sessiz, mağrur, dokunaklı… bekliyor bitimini kederli yazgısının.

Endülüs… Batı’nın eskiden gördüğü huzurlu bir düş…

Artık bağrında hayretle gezinen turistlerin açtığı ayak izleriyle dolu… Suratında patlayan flaşlar eşliğinde, rehberlerin ağzından çıkan doğru yanlış hikâyeleri dinlemeye mahkûm…

O’na bakmak acı veriyor insana, tattırdığı huzurdan fazla…

Arap giysileriyle dolaşan batılı turistler, batılı kıyafetlerle dolaşan Araplar var şimdi sokaklarında. Tepetaklak olmuş bir tarihin, astımlı soluğu işitiliyor her adımda.

Hele de gövdesi yarılarak yerine kilise parçaları eklenmiş Kurtuba Camii’nin nemli gözlerine bakmak ne acı. Yüzyıllardır bağrında secdeye varılmamış bir camiinin öksüzlüğü sinmiş duvarlarına…

Endülüslüler bir masal anlatıp geçtiler dünyaya… Ruhu alınmış ve yağmalanmış bir medeniyetin cesedinin parçalarını bir araya getirerek anlamaya çalışmak düştü bizim payımıza da. Oysa biz, ufak bir ziyareti bile gereksiz görerek unutmayı seçtik onu.

Avrupa çölünde bir vahaydın sen Endülüs!

Şimdi kurutulmuş kuyularının başında bekleşen insanlara sunabildiğin buruk bir hüzün…

Yokluğunun açtığı oyuk büyüyor, Avrupa ise yanı başında kaybettiğini çok uzaklarda aramaya ısrarla devam ediyor!

Zeynep Şehidoğlu

İSTANBUL
05.01.2011

Yazının yayınlandığı Websiteyi görmek için tıklayınız...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder